Amniosentez gebelik sırasında bebeği saran amnion sıvısından örnek alma işlemidir. Amniosentezin en sık yapılma nedeni Down sendromu gibi kromozom hastalıkları ve bazı genetik hastalıkların tanısını koymaktır. Genetik hastalıkların dışında bebeği etkileyebilecek enfeksiyonların, bebeğin akciğer olgunluğunun değerlendirilmesi amacıylada uygulanabilmektedir. Amniosentez 15. gebelik haftasından sonra uygulanabilir. Amniosentez işleminde ilk etap ultrason ile fetüs, amnion sıvı ve plasentanın belirlenmesidir. Takiben işlem yapılacak bölge temizlenir. Ultrason kılavuzluğu eşliğinde iğne güvenli bir şekilde amnion sıvısına ulaştırılır ve az miktarda amnion sıvısı(yaklaşık 30 cc) örnek amaçlı alınır. Alınan amnion sıvının çoğu bebeğin idrarından oluşmaktadır ve bu yüzden kalan sıvı birkaç saat içinde bebeğin işemesi ile tekrar eski miktarına döner. İşlem süresi kısa olup genellikle 1 dakikayı geçmez. İşlem sırasında anestezi ve sonrasında antibiyotik kullanımı gerekmemektedir. Amnion sıvı örneği laboratuvara gönderildikten sonra Down sendromu ve diğer major koromozom anomalileri için sonuçlar genellikle 3 gün içinde çıkmaktadır. Nadir görülen anomaliler için sonuçların çıkması 3 haftayı bulmaktadır. Nadiren laboratuvar sonuç veremeyebilir. Bu durumda girişim tekrarı gerekebilir.
Amniosentez sonrası ilk birkaç günde hafif kramp tarzında ağrı, az miktarda vajinal kanama ve su gelişi olabilir. Bu durumlar bazı hastalarda gözlenebilmekte olup bu gebeliklerin büyük bir çoğunluğunda gebelik sorunsuz devam eder. Ancak su gelişi ve/veya kanamanın devam etmesi, saatler süren şiddetli kramplar ve 38 derece üstü ateş varlığında hekim ile irtibata geçilmelidir. Amniosentez sonrası komplikasyon riski azda olsa mevcuttur. Bu komplikasyonlar su gelişi, enfeksiyon, düşük(1/300-1/500) olup tecrübeli kişilerce yapıldığında bu olasılık azalmaktadır.

Koryon villus örneklemesi(CVS) Down sendromu gibi kromozom hastalıkları ve bazı genetik hastalıkların tanısını koyabilmek amacıyla plasenta dediğimiz bebeğin eşinden örnek alma işlemidir. Plasenta(eş) ve fetüs(bebek) aynı hücreden orjin aldığı için, plasentadaki hücrelerin kromozomlarının çoğu zaman bebekteki hücrelerin kromozomları ile aynı olması prensibine dayanır. Yani plasentanın kromozom yapısı bebeğin kromozom yapısını çoğu durumda yansıtır. CVS tarama testlerinde artmış risk, ailede bilinen genetik hastalık, anne ve babada bazı genetik hastalıkların taşıyıcılığı(kistik fibrozis, talasemi vs) mevcutsa uygulanabilir. CVS 11. gebelik haftasından sonra uygulanabilmektedir. Lokal anestezik ile cilt uyuşturulduktan sonra ultrason kılavuzluğu eşliğinde bir iğne yardımıyla plasentaya(eş) girilir. Plasentadan 10-30 mg villus örneği alınır. İşlem süresi yaklaşık 30-60 saniyedir. Yeterli plasental materyal elde edilmediği taktirde müdaheleyi tekrarlamak gerekebilir. Nadiren laboratuvar sonuç veremeyebilir. Bu durumda girişim tekrarı gerekebilir. CVS sonrası ilk birkaç günde hafif kramp tarzında ağrı, az miktarda vajinal kanama ve su gelişi olabilir. Bu durumlar bazı hastalarda gözlenebilmekte olup bu gebeliklerin büyük bir çoğunluğunda gebelik sorunsuz devam eder. Ancak su gelişi ve/veya kanamanın devam etmesi, saatler süren şiddetli kramplar ve 38 derece üstü ateş varlığında hekim ile irtibata geçilmelidir. CVS sonrası komplikasyon riski az da olsa mevcut olup tecrübeli kişilerce yapıldığında bu olasılık azalmaktadır. Bu komplikasyonlar düşük(amniosenteze benzer oranda), vajinal yoldan su gelmesi(çoğu kez gebelik sorunsuz devam eder), kanama(genellikle kendiliğinden durur), enfeksiyon(ciddi bir durumdur ve gebeliğin sonlandırılması gerekir), iğnenin bebeğe değmesi ve zarar vermesi(günümüz tekniği ile bu olasılık çok azsa da, iğnenin bebeğe değmeyeceği garanti edilemez), kan uyuşmazlığı (Rh grup uyuşmazlığı olan gebelerde annede antikor oluşumunu önlemegirişimden sonra anne adayına Anti D uygulanır), annenin karın duvarında hematom (kan pıhtısı) (nadirdir ve çoğu kez kendiliğinden geçer) ve teknik neden kaynaklı işlemin tekrarını(yetersiz materyal, kültür problemleri) içerir.

Bebekte kromozomların sayı ve yapısal hastalıkların, anemi(kansızlık), ailede varlığı önceden bilinen genetik hastalıklardan mümkün olabilenlerinin tanısını koyabilmek ve bazı enfeksiyonların bebeğe bulaşıp bulaşmadığını göstermek amacıyla bebeğin göbek kordonundan 1-2ml kadar kan alınma işlemidir. Kordosentez ultrason kılavuzluğu altında iğne ile gebenin cilt ve rahim duvarından geçilerek göbek kordonunun içine girilir ve 1-2 ml kadar bebek kanı alınır. İşlem süresi 30-60 saniyedir. Testlerin sonucu genellikle bir hafta içinde çıkar. Nadiren laboratuvar sonuç veremeyebilir ve bu durumda girişim tekrarı gerekebilir. Kordosentez sonrası ilk birkaç günde hafif kramp tarzında ağrı, az miktarda vajinal kanama ve su gelişi olabilir. Bu durumlar bazı hastalarda gözlenebilmekte olup bu gebeliklerin büyük bir çoğunluğunda gebelik sorunsuz devam eder. Ancak su gelişi ve/veya kanamanın devam etmesi, saatler süren şiddetli kramplar ve 38 derece üstü ateş varlığında hekim ile irtibata geçilmelidir. Kordosentez sonrası komplikasyon riski az da olsa mevcut olup tecrübeli kişilerce yapıldığında bu olasılık azalmaktadır. Bu komplikasyonlar gebelik kaybı(kordosenteze bağlı gebelik kayıp oranı yaklaşık %1-2 olup amniosentez ve CVSten fazladır. Bebek kaybının en sık nedenleri, kordon kan akımının durması, bebek kalp atım hızının yavaşlaması ve kordondan kanamadır), vajinal yoldan su gelmesi(çoğu kez gebelik sorunsuz devam eder), kanama(genellikle kendiliğinden durur), enfeksiyon(ciddi bir durumdur ve gebeliğin sonlandırılması gerekir), iğnenin bebeğe değmesi ve zarar vermesi(günümüz tekniği ile bu olasılık çok azsa da, iğnenin bebeğe değmeyeceği garanti edilemez), kan uyuşmazlığı (Rh grup uyuşmazlığı olan gebelerde annede antikor oluşumunu önlemegirişimden sonra anne adayına Anti D uygulanır), annenin karın duvarında hematom (kan pıhtısı) (nadirdir ve çoğu kez kendiliğinden geçer) ve teknik neden kaynaklı işlemin tekrarını(yetersiz materyal, kültür problemleri) içerir.
Fetal redüksiyon çoğul gebeliklerde(üçüz ve üzeri) fetüs sayısını azaltarak diğer fetüsların yaşam şansını arttırmak amacıyla yapılan girişimdir. Fetal redüksiyon bebek sayısının azaltıldığı durumlarda kalan bebeklerin 24 hafta altı gebelik kaybı ve erken doğum riski redüksiyon yapılmayan çoğul gebeliklere göre azalmaktadır. Ancak fetal redüksiyon ile erken doğumun olmayacağını garanti etmez. Fetal redüksiyon işleminde ultrason kılavuzluğu yardımıyla iğne gebelik kesesine girilerek ve kese içindeki bebek ya da bebeklerin kalplerine KCl (potasyum klorur) verilerek kalpleri durdurulur. İğne giriş sayısı bebek sayısına bağlı olarak birden fazla olabilir. Bebeklerin kaçının kalp atımının durdurulacağı aile ile tartışılarak karar verilir. İşlem sonrası ek düşük riski yaklaşık 5% olup bu oran klinisyen tecrübesi, başlangıçtaki ve işlem sonrası kalan bebek sayısına bağlı değişir. İşlemin diğer riskleri vajinal yoldan su gelmesi(çoğu kez gebelik sorunsuz devam eder), kanama(genellikle kendiliğinden durur), enfeksiyon(ciddi bir durumdur ve gebeliğin sonlandırılması gerekir), iğnenin bebeğe değmesi ve zarar vermesi(günümüz tekniği ile bu olasılık çok azsa da, iğnenin bebeğe değmeyeceği garanti edilemez), kan uyuşmazlığı (Rh grup uyuşmazlığı olan gebelerde annede antikor oluşumunu önlemegirişimden sonra anne adayına Anti D uygulanır), annenin karın duvarında hematom (kan pıhtısı) (nadirdir ve çoğu kez kendiliğinden geçer) olup tecrübeli ellerde bu olasılıklar azdır.